9 Aralık 2011 Cuma

Büyümek(!)

Büyümek; kimi zaman kardeşinin altını değişebilmek, mamasını yedirebilmek, ayağında sallayabilmek...

Büyümek; Kimi zaman yaşa bakmadan yapabilirlik gözetmek, boyundan büyük sorumluluklar alarak yaşın bir kaç sene evvel ilerisinde gitmek...

Büyümek; Sevilen küçük kardeşin yanında kıskançlık krizlerine de girsen ses çıkarmadan tebessüm gösterebilmek...

Büyümek; Herkes  dışarda oynarken salonu süpürmek, altına sandalye koyup bulaşıkları yıkayabilmek...

Büyümek; Ergenliğin hassasiyetini yaşayamadan edep diye dayatılan iki beden büyük kıyafetleri giymek...

Büyümek; Tarzına müdahale eden büyüklerin ellerini öpüp hatır için istediklerinden vazgeçmek...

Büyümek; Bitmemiş işlerin serzenişlerini üstüne alınmak, daha iyisi için defter sayfalarına daha az vakit ayırmaktır...

Büyümek  kimileri için büyüklerin ezber ettiği cümleleri mantıklı bulmak zorunda kalmaktır...

Yazan: Amak-ı Hayal (Hayal Derinligi)

24 Kasım 2011 Perşembe

Ben gel demeye yüzsüz, sen gelmeyecek kadar arsız...

Ahh gönlüme tutsaklık getiren varlığın,
Ve varlığına canhıraş gönlümün dumanı tüten sızısı...
Heceleri birleştirip, kelimeleri birbirine tutuşturup koşamıyorum sana.
Ellerim bağlı, dilim ona keza ve zihnim bilinmeze doğru yol almış durumda...
Varlığından kalanlar çürüyor çaresizliğimin ellerinde.
Hayıf oluyor/ ziyan oluyor/ telef oluyor senli tüm ezberler bu belirsizlikte...
Gelsende değişmeyeceğini bildiğim tüm mutsuzluklar elimde avucumda ne varsa yok ediyor.
Dört duvarımı daha aşılmaz, sensizliği daha dayanılmaz kılıyor.
Elimde olanlarla, varlığına ümit ettiklerim arasındaki uçurum gittikçe büyüyor.
Korkutuyor altında ezildiklerimin verdiği acı.
Kimselere diyememek çok acıtıyor.

...

Tarifsizliğe reva görülenler beni içten içe kemiriyor.
Hesabını göremediğim, çıkıpta meydanlara haykıramadığım gerçekler kaderimi sensiz kılıyor...
Gel! Demeye yüzsüz arsız kılan satır aralarına gömüyor mahçubiyeti,
Çaresizlik elde kalan acımasız bir sermaye oluveriyor.
Biriktirdiklerimle gözden çıkardıklarımın arasındaki  uçurum  gün geçtikçe daha çok büyüyor...

Ben gel demeye yüzsüz, sen ise gelmeyecek kadar arsız...

...

5 Ekim 2011 Çarşamba

Hangisi 'En' Kötü Bilemedim...

Hangisi kötü artık bilemiyorum...
Birden fazla kötü oluyor böyle durumlarda ve herbiri ayrı kötülüklere doğru çekiştiriyor seni..
Hangisine üzüleceğini bilememezlik içerisinde kaybediyorsun O'nu...
Her tarafından aynı anda vurulmuşcasına şaşkın ve acılı bakıyorsun etrafına...
Herşey anlamını yitiriyor ve herşey birden bire anlamlı olmaya başlıyor...
Yürüdüğün kaldırımlar bile...

Her seferinde daha çok kötü denecek his oluşuyor...
Her kötü his bir diğerini daha çok tetikliyor...
İçinden dökülenlerle, dışından da parça parça olarak azalıyorsun etrafta.
Sen azaldıkça içinde çoğalan bir duyguyla başka bir dipsizliğe adım atıyorsun.
Gölgeler biriktiriyorsun içindeki rüzgarlı sahralarda.
Ve her geçmişe yüzü dönmüş hayallere cılız bir ot gibi bakakalıyorsun...
Dirayetsiz, ayakta ama son kozunu güçlüce oynayan yalancı bir ot gibi..

Renksiz...




Kalabalığın renksizliğinde ıssız bir sevgi yükü taşıyorum...
Taşımaktan oldukça memnunum ama soğuk...
İçimi alev alev yakan ağırlığın adı şimdi sadece soğuk bir yük...
Tüm damarlarıma işlediğini ve artık hissedemediğimi farkediyorum.
Ben adım attıkça o gerilerde kalıyor...
Ben soldukça o rengini çekip üstümden alıp başını gidiyor...
Etraf dönüyor,yollar birbirine karışıyor...
Sanırım içimdeki 'sen de' benden uzaklaşanlarla birlikte alıp başını gidiyorsun...

30 Eylül 2011 Cuma

Geçmişin Tadı Hala Hayatımın Damağında


Küçüklükte kaldı sanmıştım.
O hıçkıra hıçkıra ağlamalar…
Şimdi nerde içli içli ağlayan bir çocuk görsem,
Nefesim dalar…

Küçüklükte kaldı sanmıştım.
Kadife kaplamalı kalın taçlar.
Şimdi nerde tacı kırılmış bir çocuk görsem,
İçimdeki çocuğun içi sızlar...

Küçüklükte kaldı sanıştım.
Balkona kurulmuş eğrelti salıncaklar.
Şimdi nerde bir salıncak görsem,
Oraya artık sığamam diye içimi bir korku kaplar.

23 Nisan tören yürüyüşlerini unutmadım ben,
O kıyafetlerin sevincini unutmadım.
Hocamın kulağımı büküşünü unutmadım.
Spor ayakkabımın arkasına atılan dikiş izlerini unutmadım…

Nerde çocukluğuma ait bir iz görsem,
“Unut(a)madıklarımı” hatırlarım…

21 Ağustos 2011 Pazar

Toprak Kokusundaki Yalnızlık

 

Ben seni yağmurlu bir akşamda kaybettim…
Yüzümdeki tuzu gökyüzünün suyuyla buluşturduğum gün.
Senden sonra kaynaştık birbirimize toprakla.
Senden sonra…

Öncesi ile sonrasının kesiştiği gündü yağmurlu hava.
Ve bir soğukluk, ıslaklık…
Uzaklık hissi…
Burnumdan hiç gitmeyen toprak kokusu
Ahh! Yalnızlığın nişanesi oldu bu hava.
Ben severdim yağmuru, toprağı ve ağlamayı
Ama ağlamak mutluluktan olmalıydı…

Hepsi bir günde birleşince sıkışıp kaldı duygular.
Cansızlığına ilham oldu damlalar.
Ağlamak neymiş gökyüzünden öğrendim
Ve bilmek lazımmış neymiş tek olmak.
Kıyamet kadar suyun içinde susuz kalmak…

18 Ağustos 2011 Perşembe

Umut Durağı İstanbul...


Göçebe hayatlara teslim umutlar,
Elini uzat koca İstanbul.
Yarınlar kara, hayaller yarım
Gidenin elvedası kalır düğüm gibi boğazlarda.
Kaybolduğum kalabalık yollarında,
İsmini hatırlamadığım sokaklar
Ve sessiz, ürpertici sinsi geceler…

Ümit besleten, acımasız asfaltlara üvey bırakan.
Kıt kanaat geçindiğim günlerim,
Valizim İstanbul, tutsağım son şehir.
Liman aldım çaresizliğinde, önümde ufak teselliler
Ve bulduğum ikinci sınıf yerler.
Bitmeyen mesailer…

Mutluluğum ol tenimde bir cümle.
Taşlanmış, yosunlaşmış yerlerde içimdeki sesi sende ezme!
Herkes gitse sen kal! Dediğim her şey artık çamursu…
“Boğulduğum denizlerden çek al beni”
Bul beni…

Kimse benzemiyor sana bu şehirde,
Göçebelik bize göre değilmiş,
Veda bizi büyütememiş,
Yutan bir şehirsin sen.
Büyüklüğün içimde uzayan bir dehliz

Yarım çantalarımın ağzı artık kapanmıyor
Giderek yerleşiyorum sensizliğin şehrine
İçimi en çok bu acıtıyor.
Alıştım mı bilmiyorum
Bildiğim tek şey,
Sensizliğin şehrinde ben çok üşüyorum.

Hisarı önüme alıp hayale dalıyorum
Dalgalara gözlerimdeki derin sessizlikle isyan ediyorum.
Sular çarpıyor hecelerime
Ve ben tekrar sana gömülüyorum.
Hasretimi büyüten şehir,
Ben gittikçe sana geliyorum…

Köprüler kuruyorum iki yakayı ben bağlamışçasına,
Hayatımdaki sensizliği kavuşturamıyorum.
Elimi uzatıyorum, tutamıyorum.
Her gün ölüyorum…

Alışıyorum yokluğuna kalabalık mekanlarda
Deniz kokusu çekiyorum içime İstanbul ayazında.
Sen demek bazen hiç gelmiyor içimden.

Üç gün çalışıp, beş gün sensizliğe demir atıyorum
Her ayrılığı düşündüğümde
Kız kulesi manzarama bir taş sektiriyorum.
Ve bir son yazmak istiyorum sensizliğin çehresinde büyüyen yeni hayatıma.
Düşlerin şehrinde bir tercih yapıp
Önce kendimden
Sonrada senden
VAZGEÇİYORUM…

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Bir Cümle


Hep ağladım kayıtsız kalmış aşklara
Başkalarına benzemeyen hep imrendiğim o hayatlara
Buruk geçtiğim mekanlara
Bugün diyecek bir tanecik cümlem var!

Hani olurya ağırlaşırsın günden güne
Birinileri hep ona benzer
Olmadık hareketler O'nu hatırlatır
Sevmemeye başlarsın kendini
Aslında sevmemeye başlarsın sadece geçmişini...
İnanmamaya başlarsın sevgi ile bütünleşmiş hiçbir değere...

Kader seni sevmemiştir, şans hiç gülmemiştir
Ve hep bir aşılamayan kronik sitemkarlık zuhretmiştir.
Ki sen severdin yağmuru, yüzüne değen o sert ayazı
Ve bildiğin tüm cümleler bir zamanlar daha ılımlıydı...

Sen şimdi yoksun ya.
Banane zamandan, geleceğin umutlarından, avcumda tutamadıklarımdan
Sen! şimdi içimde yerli yersiz beliren,
Herdaim sızlatan, kemiren...
Ve herşeyi geçtim boğazımdan hiç ama hiç gitmeyen düğümden...
Artık alamadığım her bir nefesten
Gerisini getiremediğim cümlelerden...

Artık bundan ibaretsin hafızamda ve fiile dökülmüş her tavrımda.
Zaman çizgiler koyar suretimize acımasızca
İçimde zehirli sarmaşıklar...
Seni bana getirmeycek o türlü türlü senaryolar...

İşte öyle...

Şimdi söyleyecek bir tanecik cümlem var.

                          (...)

1 Haziran 2011 Çarşamba

"Arasat"

Uzun zamandır gelememiştim ey yar!
Yüzüne bakamamış, gözlerindeki özlemle sevinç arası parlaklıkta kaybolamamıştım...
Ne hali varsa görsün demiştim.
Bensiz yaşanacak ne kadar zorluk varsa, gör de sürün istemiştim.

Ne halin varsa görmüşsün sevgili,
Görmek yaramamış, ahım almış bütün dizlerindeki feri.
“Benim” diyebildiğim ne varsa kire çamura bulaşmış.
Örselemişler seni.

Vakitsiz düşmüş yağmur damlalarına teslim etmişsin kendini,
Suretinde yaftalar biriktirmişsin.
Gölgende hüzün,
Bedeninde kir,
Alnında leke…
Bildiğim bütün cümlelere uzak düşmüş,
Sana dair güzel ne varsa bir bir yok etmişsin…

Bırakma elimi demiştim hâlbuki!
Savrulursun, yenik düşersin, bensizlik sana iyi gelmez demiştim!
Yersiz eylemlerinin biçare suskunluğunda “git” demiştim.
Gönüllü değildim, ben sadece sinirliydim.

                      ( … )

“Arasat’ta kalan meçhulü figan
Kâh söylesen kâh eyleyen kâh dilinde yara olan…”


28 Mayıs 2011 Cumartesi

Bilseydim...


Uzaklardan ümitle, sevinçle beklediğim...
Bilseydim ki bütün ümitler kör düğüm olacak boğazıma takılacak,
Hiç böyle deli telaşla, ürkek sevinçle yolunu gözler miydim?
Gözlemezdim...


Bilseydim sevinçleri acımasız hastalıklar saracak,
Hiç sadece gelmeni diler miydim?
Dilemezdim...

Bilseydim hasretin bitmek yerine daha da imkânsızlaşıp apayrı yerlere savuracak,
Sevinir miydim bilmediğim yarınlara?
Sevinmezdim...


Bilseydim gel deyişlerim bir gün Seni üzecek,
Hiç üzer miydim seni?
Üzmezdim...

Yokluğunu saracak bir şey kalmadığında ve özlem deli gibi bastırdığında,
Yollar dağ olup aşılamadığında,
Bilseydim imkânsız bir ayrılık vaktine düşeceğimi,
Hiç kuru kavgalara meyil verir miydim?
Vermezdim...

Gitmedik…
Bitmedik biz sevgili...
Bu bize sadece bir kader nasiplendirmesi...


22 Nisan 2011 Cuma

Ardından...

Yokuş aşağı bitişlerin hızına yetişemeyen zavallı aklım..
Hiç bir grizgahın daha manasına varamamışken,
Sonuçlara teselli cümleleri eklerken,
Ve bitmeyen hamlelerin kısırlığında kendini bulmaya çalışırken...
Ne varlığı ne yokluğu anlamdıramamışken...

Dedim ya zavallı ben...
Saflığa bulanmış ne varsa lehime...
Gönülde kalan basite indirgenmiş iki kelime.

Gidenlere söylenesi yıpranmış cümleler.
Verilememiş sevgi kelamları.
Bir cüzdan arasına sıkıştırılmış hayal tümceleri..
Silik, yırtılmış, rengi kararmış...

Ama cümle bitince bitmez satırlar,
Dalga gelince  kaybolmaz tüm kalıntılar,
Sessizlik çökünce kendine kalır sadece insan..

Ama bitmez sevgi,
Bitemez ki..

Kolay başlangıc zor gelişme yaşayan ,
Ve sonuç cümlesine bir nefeste varan,
Hızını alamamış, yaşanmış sayılan...
Bitti deyince bitemeyenleri ele vermez mi ki?

31 Mart 2011 Perşembe

Anlamadın/m

Anlamadın halimden.
Bendeki eksiklik,sende fazlalık muamelesi yaşadı hep.
Benim umudum senin kurtulası sorunlar ithafında kaldı...
Kalanlara acımadım.
Yaşattıklarına inat yaşayabilirdim seni.
Son soluğumu senin ellerine teslim edebilirdim.
Mutlu sonlar için yeni sayflar ekleyebilirdim.
Kalemi senin eline verip,
Sonumuzu sen yaz diyebilirdim...

Tutup elimden gel benimle deseydin,
Mum gibi tükenirdim avuç içlerinde.
Yarına dair ne varsa,
Ve arkamada ne kaldıysa,
Bugünün uğruna harcayabilirdim...

Teslimiyetin muhafazakar ses tonuyla geldim ben sana.
Kör düğüm ettin beni kararsızlıklarınla...

Yozlamıştı ruhun..
Mantığın tek hamlede duygularının önüne nasıl da geçmişti..
Acizleştin...
Çift başlı cümlelerle küçüldün karşımda.

Sen küçüldükçe,ruhumda şiddetlenen kabir sancısı,
Ve sancıların suskun dilinde ben tek taraflı...

13 Mart 2011 Pazar

Kayıp...

Kayıplar fazlasıyla ilgimi çekiyor.
Kayıp cümleler
Kayıp sözler
Kayıp kokular
Kayıp sıcaklıklar...


Bir satır aralığında kalmış tüm kayıplarla ilgileniyorum ben.
Kurumuş gül yapraklarını
Sevgili için biriktirilmiş harçlıkları
Alamadıklarını
Hatrını soramadıklarını...
Hepsiyle ilgileniyorum.
Çok dikkatimi çekiyor niyeyse kaybolanlar.

4 Mart 2011 Cuma

İmkansız





Sevip de kavuşamamak ...

En çok bu cümleye asıyorum kendimi.

Altımda ki tabure sen

Üstümde ki özet hükmü sen

Kelamdan ip olup boynuma dolanan sen!

18 Şubat 2011 Cuma

Bu şiirin fotoğrafı yok!

Şimdi sana dönmek var sevgili..
Ama artık gücüm yok yalanları arkama alıp yola çıkmaya..
Yalandan kurduğum mutluluklarıma gerçeklerin esip savurmasına,
En sağır halinde bağırmaya,
Sana laf anlatmaya gücüm yok..
Yeniden sana kanmaya ,
Aklımı kalbime satmaya,
İhanetine seyirci kalmaya sabrım yok ..
Mavallarla yıkıp giderken kalbimdeki cumhuriyeti,
Issız bırakırken bu şehri ve ben tek başıma ağlarken,
Bunca zaman sonra bana söyleyebilecek en ufak bi özrün yok ..
Asılı bıraktığın soru işaretlerinin ardında kaybettirirken izini,
Ben bitirmeye çalışırken bende ki seni,
Dudaklarına vurduğun kilitleri şimdi açmaya niyetim yok..


Şimdi sana dönmek var sevgili..
Kalbimin en yerinde neşter gibisin
Adın geçtikçe hareket ediyor yaralıyorsun en saglam yerlerimi..
Nasılsa kanatıyorsun bilmeden ..
İzin kalıyor gectigin her hücremde.
Gidisinle açtığın yaraları dönüşün kapatmaya yetmiyor.
Anladım..
Artık sen bile merhem olamıyorsun artık açtıgın yaralarıma..


Simdi sana dönmek var sevgili..
Aklımın en hatırlanası yerindesin aslında..
Herşey seni anımsatıyor istemeden,
Herşeyin adı sen sanki.
Ben..
Ben gözbebeklerinde kendimi görmeyi özledim sevgilim..
Merak ettim hiç geldim mi aklına geceleri ?
Göz kapaklarının ardında gizli miydi suretim ?
İçin rahat uyudun mu benim yastığım ıslakken ?
Sen hiç , kendini bi hiç olarak gördün mü bensizken ?
Çaresiz kaldın mı benim kadar?
Sevmeden sevildin mi?
Sığındın mı bi insana tereddütsüz, inanabildin mi?
Sen hiç tanımadan çıktığın bi yolda, en ıssız sokağında tek bırakıldın mı?
Bulanık sularda duru bi yüz aradın mı ?

             (...)
Şimdi sana dönmek var sevgili
Ama onca yitirilenin ardından,
Parçaları kaybolmuş bi puzzle'ı tamamlamak kadar zor artık bir araya gelmemiz. .
Gidişinin ardında öyle bi yorgunluk bıraktın ki yıllarca uyusam geçmeyecek bilirm.
Bilirim sensiz doğacak güneşler ..
Sessiz batacak. Sensiz bitecek günler ve  ben yokluğuna sığınacağım bu kez.

O bırakmayacak beni.. Senin gibi.

Şimdi sana dönmek var sevgili..
Ama  siyahlığına alışmışken karanlık gecelerimin,
Şimdi güneşim olmana hazır değilim.
Gecesi erken gelen gündüzlere razı değilim..
Kırıklarla yaşamaya alışmışken
Tekrar tuzla buz olmaya takatli değilim..



Şimdi sana dönmek var sevgili..
Ama üzgünüm..
Çünkü sana dönmek demek ,
Kendime ihanet etmek demek bilirim..

15 Şubat 2011 Salı

Yaktım...

Bir kibrit çaktım,
Dumanı,
Alevi,
kömürü,
ve odunu sen olan...

Bir düş yaktım
hırsızı,
yazgısı sen olan.
Ve bedeli sensizlik yaşatan...

Senli kelimelerin üstüne attım alevi.
Seviyorumun senli tarafını dumana boğan...

Gittikçe büyümek yerine ,geriye söndükçe kömür bırakan.
Sadece bir alevle başlayan ve yok olan...





13 Şubat 2011 Pazar

Bekleyiş

 
Kuru bir çalı gibiydin ümidimin toprağında.
Her gün eşiklerde, rüzgâr sesiyle beklediğim,
Bana Şu gün deseydin /diyebilseydin,
En sevdiğin çorbayı yapardım sana,
En sevdiğin esvabı giyerdim.
Kapılarda karşılardım.
 
Sabah erken kalkar, bayram temizliği yapardım.
Geçen araba seslerinin hangisi kapımda duracak diye kulak kesilirdim.
Belki minderde uyuyakalırdım, aklımda senli düşlerimle…
Ve gelirdin bir vakit,sarıldığımı hayal ettiğimde…
 
Tutamam ben kendimi bilirsin değil mi?
Gelsen de sıcaklığınla ağlatsan beni.
Son defa.
Belirsizliğe inat.
İçimde kuru çalıya dönen ümitlere inat…


11 Şubat 2011 Cuma

Sevgili!

Masumsun Sevgili!
Bütün yaşıtların kadar(!)
Hepte öyle kalacaksın maalesef.
Seni, suçlarınla göremeyecek kadar taraflı biriyim ben.

Adaletli değilim…
Olamam da zaten…


Bütün korkularını bilirim ben senin.
Gök gürlemesinden korkarsın mesela,
Karanlıkları sevmezsin.


Çocukluğunu bilirim ben senin.
Hala bazanda sakladığın ufak arabalarını,
Gemilerini, barbie bebeğini, uçağını...
Yemekten nefret ettiğin mantarı.

Kırgınlıklarını bilirim ben senin
Yorganın içine saklanıp,
Hiçbir şey olmamış gibi, sakinleştiğinde çıktığın…

Kalbimin üstünde sessizce uyuyup,
Uyanana kadar kıpırdamama müsaade etmediğin…



Sen gelmezden evvel hiç kimseyi bu kadar bilmedim.
Ben bir erkeği hiç bu kadar masum görmedim.

Şimdi bir annenin evladı gibisin bağrımda.

Nasıl atabilirim ki seni sokağa…

Elimde büyüyen sevgili!
Şimdi bildin mi adaletsizliğimin sebebini…
Amak-ı Hayal

7 Şubat 2011 Pazartesi

Sevgililer Günü

Kimse 14 Şubatta ne yapacağımı sormasın!Sevgiliyle aynı isimde bir mezar bulup başında şiir yazacağım...
Bulgur renkli toprak kokusunu içime çekip
Her zamanki gibisin diyeceğim
Bu sefer benim dilimden konuşacak cümleler.
Kısa ve aynı boyutta ...
Yazdıklarımı toprağına gömüp öyle gideceğim.
Ben eşeledikçe tuhaf tuhaf bakacak.
Silkeleyip beyaz kağıttan tüm cümleleri mezara,
Belki  de sadece getirdiğim kağıtla geri dönerim.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Sevgili!





Ey uzaklaştıkça gönlüme yaklaşan sevgili.
Bir ah desem duyar mısın feryad-ı kalbimi?


Ben ıraklarda suskun bir Meslevi.

Sen ise kalbimin aşk-ı kıyameti.

30 Ocak 2011 Pazar

Adı yok


Yazdığım hiçbir kelamı tutunduramıyorum sayfalara.
Senin sıfatından tamlamalar yapamıyorum.
Kelimeler bile sana aitlik eki olmak istemiyor
Bir söz söylüyorum sana ulaşmadan tükenen,
Bir cümle yazıyorum.
Yazıyorumdan öteye gidemeyen...






28 Ocak 2011 Cuma

GECE

Zalim gece!
Kalk git desem bütün hıncını yüreğimden çıkartıp öyle koyulursun yola...
Bütün eziyetin söylemesende ruhuma.
Gece vakti dar sokaklar geçiti ürkekliği yaşatıyorsun bana...
Söylenecek çok sözü olan gece sukuneti...


Ya arbedesin tüm vakti kuşatan,
Ya da ürkek bir sessizlik...


Ya çığlığında sağır edici bir inilti,
Ya da vaktin keskin yüzlü gerçekliği..

26 Ocak 2011 Çarşamba

"ETME!"



Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme
 
Mevlana Celaleddin Rumi

Hayat Kuralı

21 Ocak 2011 Cuma

Ayıpmışş...


Kaç heceli kelime ayıp?
Var mı bir dili ,lisanı ,bir bölgesi

Beden sana ayıp olmaz,senden de bana
Soyut kavramlarız biz
Benim elim değmez ki burdan senin eline
Bakamadım ki hiç yüzüne gerçekten bir kere
Şimdi söyle bakalım ayıbın lafı olur mu aramızda?
 

Eksiklik...


Geceleri korkunç kılan ,ayaza mahkum eden eksiklik,
Tanıyorum seni bi yerlerden...
Hani gidicem deyip de bi türlü gidemeyen mahluk değil misin sen?
Renginden tanırım seni,
Yaşattığın yüzsüz yorgan soğukluğundan bilirim ben seni.
Tanış olmaktan memnun değilim.
Lakin eksikliğin ek'iyle geldin bana
Ne yüz çevirebilirim ne de varlığını inkar edebilirim...

Yalnızlık Biriktirmek

Yalnızlık biriktirmek zararsız ve masumca.
Hislerin hepsini toplasan yalnızlık kadar direnmişlikgöstermez.
Biriktirmek iyi midir diye sorsan,tehlikeli derim ben...
Dağ olur devrilirse üstüne,
Yol olur aşılmazsa,
Ses olur da kulaklarında uğuldarsa,
Kurtulamazsın bu illetten.
Az beslemeli
Sonra hain bir dost gibi kapı dışarı etmeli.

20 Ocak 2011 Perşembe

(Sonsuzu Dilemek)

İçinde bir kasvet vardı,yüreği sancılı.
Anladım yüzünden yine ağrısı vardı.
-Üzülme dedim.Geçecek hepsi...
"Bu sefer bana inanacak gücü bile kalmamıştı"
Terlemişti,ateşi,de vardı.
-Ya benden sonraya kalırsan?
-Sus! dedim sakince.(Ben buna en başından hazırdım dedim içimden)


"yerleşik suskunluğun dönüm noktası oldu o gece"

Ömür dediğin ne ki incecik düzenek
Hem kim bilir neyin nasıl olacağını,
Gidersen üzülmem artık merak etme...
Ben bütün yüklendiğim herşey gibi onu da kendime istiyorum.
Sen benim yokluğumla yaşamazsın sevgili.


"O yüzden benden önce ölmeni çok istiyorum"

Arıyorum...


Ne okusam yüreğim sızlıyor,
Ne yazsam cümleler o oluyor.
Ve ben Şems in gidişiyle aşkın şairi olan Mevlana gibi kalıyorum  cümlelerle...
Yarım,usulsüz,aşk a düşkün...


Kokusu geliyor ayrılığın  burnuma her gözlerim yaşardığında.
Tutuyorum kendimi.
Senli cümleler  kaplasın da bu efsun bozulmasın diye habire yazıyorum.
Senli kokular ayrılığın kokusuna bulaşmasın diye kelamdan duvarlar örüyorum.
Ama sevgili; sen hangi  kokularda kayboldun bilmiyorum
Arıyorum
Ama bulamıyorum...

Kelamsız...

Şimdi koca bir boşluk
Dağ gibi mi desem,içi boş fındık gibi mi bilemedim
Ama yok işte
Koca bir delik,öyleki giden sesim suratle geri dönüyor.
Sende yankılananlar ve beni mutlu eden geri dönüşler
Nasıl desem ki
yok işte
İnsan bildiğini bu kadar zor mu ifade eder.
Diyemiyorum işte.
Şimdi
o kadar açığım ki sevgilere
O kadar müsaitim ki bana uzanacak bir ele.
Acınası kıldın beni
Öylesi bir his işte
İçimde, derinden gelen bi akıntıya kaptırdım seni.
Şimdi gelsen tutsan elimi kaldırsan beni
Nasıl sıcak geliyor bu cümle...
Sevgiyi bende veba niyetine mi bıraktın?
Her yanım sızlıyor ve her gün daha da çoğalıyor.
Yollar asileşti sana geleyim diye önümü kesiyor.
Gelemem ki...
Yollar da dahil hiç birşey eskisi gibi değil ki...

19 Ocak 2011 Çarşamba

İstasyon...


Bir valiz aldım elime
Rengi senin sevdiğinden
İçine senli hatıları doldurdum.

Güneş ufka değdi,uyandım.
Senli alışkanlıklarımla erken saatlerde yola koyuldum.
Gelmek istemedi o valiz benimle inan.
Ben sürükledim zorla!
Yokuşlarda kan ter içinde kaldım,
Aşağılara inerken bile kolay olmadı.
Daha yolu yarılamadan ellerim su topladı.

Her zamankinden daha çok ses çıkardı.
Açıp baktım içine  kırılan bir şey var mı?
Hiç bir şey bulamadım.

Aşıya giden çocuklar gibi" geri dönelim n'olurr "dedi.
Sızlandı...
Duymamazlığa verdim.
Kalınmazdı artık oralarda
Üç kişi paylaşamazdık hatıraları.
İkilik düzeni bozulduğu vakit,valiz toplamalı...

Anladı eminim ne hissettiğimi
Usul usul yola koyuldu.
Yüküm yeterince ağırdı
Kesti gıcırtısını  artık o da durumun farkındaydı...

18 Ocak 2011 Salı

Çok mu kolay bu son demesi vermiyorum ki son nefesi...


Sonsa  bu şayet,tut! Verme son nefesini.
Bedenin şikayet edecek ama  aldırma.
Sonrası daha rahatsız edici ne de olsa.
Bedeninle bir son arasında kalacaksan şayet,

tut bütün zamanı !
Asıl akrebe yelkovana sakın bırakma.
Benim gibi güvercin salar gibi son cümleleri
savurma..
Ömrünle beraber gider o tek heceli kelime.
Gerisinde sakın kalma.
Eş değer olmalı verdiğin nefesle edindiğin son.
Gücün yoksa şayet bunu yapmaya,
Uzak dur biz li cümlelerden...
Mümkünse hiç ama hiç bulaşma...

17 Ocak 2011 Pazartesi

Ey Gönül!

Can'a değecek sevgili ! Gidince özlerim ben seni
Dokundukların alev olur yakar avuç içlerimi
Suskunluk dar gelir manası düşük cümlelere...
Hayat sen olur sığamam hiçbir yere.
Yüzüm asvalt olur düşer önüne.
Gelemediğin her yol benim sevgili...
Suretime büründürülmüş yaftalarla sevme beni.
Ya canıma canan ol al götür beni,
Ya da bu tende ikilik var de ayır senle ben dehlizini...

14 Ocak 2011 Cuma

Baki sevgili…

Zaman hep aynı rakamda
Dakikalar hiç ilerlemiyor.
Kayıp usul usul tükeniyorsun ellerimde
Sabret diyorum kendime
Duyuyorsun sanki beni, ellerin ellerimden uzaklaşıyor.
Gözlerimde istem dışı bir veda burukluğu
Azarlar gibi bakıyorsun gözlerime
Seninle aynı bakışları paylaşmadığım için denk gelmemeye çalışıyorum, ama ne çare…
İkimizin de yüzü ıslak
Aynı yağmurlarda beraber yıkandık son defa
Ve aynı sevgiyle sildik birbirimizin gözyaşlarını

İçimdeki sinsi duygular çekiştirmeye başladı
-bu son!
-hayır! Bu son olmamalıydı…
Nefesini duyuyorum sevgili
Sanki sayarsam bitecekmiş gibi
Korkuyorum ve kendime hakim olmaya çalışıyorum
Son soluğun bana bakışında kaybolmamalı
Ve gözlerini kapatan el ben olmamalıyım
İnandıramadım kendimi
Belki ben inanmadığım için gittin sevgili
Kaç kere silkeledim seni, bir daha elimi tut diye
Sitemliyim sana!
Kızgınım kendime
Dünyanın tek gideni ve ayrılan ilk bizmişiz gibi


Kalbimde deli bir saplantı
İçimde bana yabancı bir duygu
Açmalıydın gözlerini
Ve
Son kez yanımda olacağını söylemeliydin.
Güç vermeliydin
Bir bahar daha yaprakların gün be gün nasıl renk değiştirdiğini izleyebilirdik.
Odamızdan hiç çıkmasak ta olurdu
Tek şahidimiz duvarlar olacaktı sevgili.

Ellerin soğumaya başladı ve de bütün bedenin
Ak pak beyazlarla yolcu ettik seni.
Bana kızarsın diye dik durdum tuttum kendimi
Şimdi o beyaz mermerleri bile yakıştırıyorum sana
Eşilmiş o bulgur rengi toprağı da…

Ölüm sen gidene kadar soğuktu sevgili
Sen şimdi gittin ya(!) sanki daha çok yaklaştık.
Sen şimdi güya uzaksın ya(!) artık daha çok hissediyorum seni.
Soğuk mermerin bile alev alev
Her dokunduğumda içimde ılık bir rüzgâr…
Toprağından öpmek istiyorum seni…

Baki sevgili…

11 Ocak 2011 Salı

Veda

Gelemediğim şehir.
Kavuşamadığım toprağına cananımı yolluyorum...
Ne hüzün,Ne esaret,Ne çaresizlik anlatamam...
Yol bitmiyor,gönlüm oralardan buralara gelmiyordu.
Ne tarifsiz bir duygudur özlem çekmek.
Büyük gölgelerin şehri.
İçine aldığın o küçücük beden...
Seması ortak,dünyaları ayrı yaşadığımız insanla umutsuzluğumu büyüten şehir.
Çıkmazında nefes nefese kaldığım soluksuz hissiyat.
Alnımı secdelere kapatan o sonsuz istek.
Bitti hikayem...
En acımasız sonu solukluyorum şu anda.
Şimdi en zor olanı yapıp dilsizliğe gömülmek zamanı...

9 Ocak 2011 Pazar

NOKTA...

Suretini gördüm hayâsızdı yine
Adabından bir şey kalmamışçasına bakıyordu öyle
Her gece tükürdüm arsız gölgene
Kan döktü gönlüm çetrefilli dilinde…

Zuhur eden asalet nerelere gitmişti?
Samimiyetin kanlı kabzası hangi ananeye denkti…
Sevmek ne demek? Sevilmek ne demek, hiç mi bilmedi?
Yangının odununa benzer bir histi…

Aptallık bulaştı senle olalı
İyi niyet sarmıştı hâlbuki yalanda yol alalı…
Garipliğin hazanında ben tek kalalı,
Öptüğüm etekte sadece hezeyan kaldı…

Başını vursan da bin taşa ahımsın
Vicdanıma çelme, gönül yüzümde yarasın…
Titreyen elimde son yazı, son kelamsın,
Adabın gecesinde demlenen sükunetin utansın..

Suların temizlemez o kötü sözü
Hakkın hakkullahında reva bulmaz, gülmez bu yüzün
Rahatsan uyu örtsünler üstün(!)
Toprak bile paklamaz öylesine büyüktür “özrün”…

Bana ne gerek ki nükteli sözler,
Olmayana verilmiş belli ki o süslü değer
Tahtadan kapılara vurulmuş zincire benzer…
Sürgünün son süngüsü…
Fire vermiş bu gönlümde… Geçmiş bahar… Hasadı neyler…


Nazarımda naçizane olanlara atfola… (nispeten değersiz olmuşlara meyilli bir şiir)



Değermiymiş...


Hayatı ucuz anketleri doldurur gibi cevapladık…
Değermiymiş
Son gibi gördüklerimizden başlangıçlar çıkardık, yeni yüzlere yeniden ümitlenerek baktık…
Zayi ettik,
Yeniden şah olduk
Ve battık
Değermiymiş
Hayatı bîperva düşüncelerle zamana katık yaptık
Ne yedirdik ne de yedik
Hepten aç kaldık…
Ahhh! Ne acı
Ne yazık…
En güzel anı bile başa çıkaracak kadar kabiliyetli olamadık
Hep yanlış olmayanın yanındayız sandık…
Farkındalık eşiğinde gittik geldik…
Bazen olması gerekeni kavradık, bazende olması gerekenlere “bakamadık …”
Yırttık hayattan yapıştırdık en alakasız yerlere renkleri,
Ne uydurduk ne de uyduk o çerçevelere…
Güya yaşarken yaşlanmadık,
Kararttığımız yüzümüzü hep ak sandık…
Bak gördün mü?
Yine yanıldık
Görüyorsun değil mi?
Yine yanıldık...
Hak ettiğimiz ama alamadığımız sözlerin altında ezilmedik mi?
Fark ederek yanmadık mı? Bile bile…
Boğuşmadık mı her içsel konuşmamızda gece ile birlikte,
Ağlayıp ta çaktırmadığımız olmadı mı?
Yanmadık mı?
Hep yalandan yaşamadık mı?  

Amak-ı Hayal