21 Ağustos 2011 Pazar

Toprak Kokusundaki Yalnızlık

 

Ben seni yağmurlu bir akşamda kaybettim…
Yüzümdeki tuzu gökyüzünün suyuyla buluşturduğum gün.
Senden sonra kaynaştık birbirimize toprakla.
Senden sonra…

Öncesi ile sonrasının kesiştiği gündü yağmurlu hava.
Ve bir soğukluk, ıslaklık…
Uzaklık hissi…
Burnumdan hiç gitmeyen toprak kokusu
Ahh! Yalnızlığın nişanesi oldu bu hava.
Ben severdim yağmuru, toprağı ve ağlamayı
Ama ağlamak mutluluktan olmalıydı…

Hepsi bir günde birleşince sıkışıp kaldı duygular.
Cansızlığına ilham oldu damlalar.
Ağlamak neymiş gökyüzünden öğrendim
Ve bilmek lazımmış neymiş tek olmak.
Kıyamet kadar suyun içinde susuz kalmak…

18 Ağustos 2011 Perşembe

Umut Durağı İstanbul...


Göçebe hayatlara teslim umutlar,
Elini uzat koca İstanbul.
Yarınlar kara, hayaller yarım
Gidenin elvedası kalır düğüm gibi boğazlarda.
Kaybolduğum kalabalık yollarında,
İsmini hatırlamadığım sokaklar
Ve sessiz, ürpertici sinsi geceler…

Ümit besleten, acımasız asfaltlara üvey bırakan.
Kıt kanaat geçindiğim günlerim,
Valizim İstanbul, tutsağım son şehir.
Liman aldım çaresizliğinde, önümde ufak teselliler
Ve bulduğum ikinci sınıf yerler.
Bitmeyen mesailer…

Mutluluğum ol tenimde bir cümle.
Taşlanmış, yosunlaşmış yerlerde içimdeki sesi sende ezme!
Herkes gitse sen kal! Dediğim her şey artık çamursu…
“Boğulduğum denizlerden çek al beni”
Bul beni…

Kimse benzemiyor sana bu şehirde,
Göçebelik bize göre değilmiş,
Veda bizi büyütememiş,
Yutan bir şehirsin sen.
Büyüklüğün içimde uzayan bir dehliz

Yarım çantalarımın ağzı artık kapanmıyor
Giderek yerleşiyorum sensizliğin şehrine
İçimi en çok bu acıtıyor.
Alıştım mı bilmiyorum
Bildiğim tek şey,
Sensizliğin şehrinde ben çok üşüyorum.

Hisarı önüme alıp hayale dalıyorum
Dalgalara gözlerimdeki derin sessizlikle isyan ediyorum.
Sular çarpıyor hecelerime
Ve ben tekrar sana gömülüyorum.
Hasretimi büyüten şehir,
Ben gittikçe sana geliyorum…

Köprüler kuruyorum iki yakayı ben bağlamışçasına,
Hayatımdaki sensizliği kavuşturamıyorum.
Elimi uzatıyorum, tutamıyorum.
Her gün ölüyorum…

Alışıyorum yokluğuna kalabalık mekanlarda
Deniz kokusu çekiyorum içime İstanbul ayazında.
Sen demek bazen hiç gelmiyor içimden.

Üç gün çalışıp, beş gün sensizliğe demir atıyorum
Her ayrılığı düşündüğümde
Kız kulesi manzarama bir taş sektiriyorum.
Ve bir son yazmak istiyorum sensizliğin çehresinde büyüyen yeni hayatıma.
Düşlerin şehrinde bir tercih yapıp
Önce kendimden
Sonrada senden
VAZGEÇİYORUM…

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Bir Cümle


Hep ağladım kayıtsız kalmış aşklara
Başkalarına benzemeyen hep imrendiğim o hayatlara
Buruk geçtiğim mekanlara
Bugün diyecek bir tanecik cümlem var!

Hani olurya ağırlaşırsın günden güne
Birinileri hep ona benzer
Olmadık hareketler O'nu hatırlatır
Sevmemeye başlarsın kendini
Aslında sevmemeye başlarsın sadece geçmişini...
İnanmamaya başlarsın sevgi ile bütünleşmiş hiçbir değere...

Kader seni sevmemiştir, şans hiç gülmemiştir
Ve hep bir aşılamayan kronik sitemkarlık zuhretmiştir.
Ki sen severdin yağmuru, yüzüne değen o sert ayazı
Ve bildiğin tüm cümleler bir zamanlar daha ılımlıydı...

Sen şimdi yoksun ya.
Banane zamandan, geleceğin umutlarından, avcumda tutamadıklarımdan
Sen! şimdi içimde yerli yersiz beliren,
Herdaim sızlatan, kemiren...
Ve herşeyi geçtim boğazımdan hiç ama hiç gitmeyen düğümden...
Artık alamadığım her bir nefesten
Gerisini getiremediğim cümlelerden...

Artık bundan ibaretsin hafızamda ve fiile dökülmüş her tavrımda.
Zaman çizgiler koyar suretimize acımasızca
İçimde zehirli sarmaşıklar...
Seni bana getirmeycek o türlü türlü senaryolar...

İşte öyle...

Şimdi söyleyecek bir tanecik cümlem var.

                          (...)