27 Eylül 2012 Perşembe

Anladım...


Bütün iklimleri üstümde hissediyorum.
Kasıp kavuran sıcaklığın
Buz tutturan o zemheri ayazın
Kemiklerimde ayarsız bir bahar esintisi
Bir şey var bilmiyorum ki nasıl tarif etsem.
Ağız dolusu hıçkırık
Sular seller gibi bir ağlayış
Gırtlağa çökmüş keskin bir üzüntü…

Öyle mahcubum ki kendime.
Acımamışım meğerse hiç kendime
Şimdilerde anlıyorum neden akmıyor bazı bölgelerime kan
Şimdi anlıyorum neden hibe edilmek zorunda sol tarafım
Ağlamak nefesimi tuta tuta
Ne demekmiş anca anladım…

15 yorum:

  1. ağlamak güzeldir ya..
    tutta tuta değil de
    nefesini bıraka bıraka ağlayabilirse insan
    kolay değil öylesi...
    bilirim....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. doğru bir tespit...
      Çünkü tutmak zorunda kalmak içinde çok şey barındırır.
      Bazılarının bilmemesi sormamasını gerektirir.
      Acı veren bir giz söz konusu olur..

      Sevgiler..

      Sil
  2. cheveneburebi9 Ekim 2012 16:24

    O'nun dışında, O'na ait olmayan, fena alemindeki tüm fanilere dökülen her gözyaşı boş..

    YanıtlaSil
  3. cheveneburebi9 Ekim 2012 16:30

    Bismillah ile,
    Üstad Bediüzzaman'ın ifadesiyle;
    Yalnız Bir'i iste, başkaları istenmeye değmiyor..
    Bir'i çağır, başkaları imdada gelmiyor..
    Bir'i talep et, başkaları layık değiller..
    Bir'i gör, başkalar her vakit görünmüyorlar, zeval perdesinde saklanıyorlar..
    Bir'i bil, marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasız..
    Bir'i söyle, O'na ait olmayan sözler, malayani sayılabilir..

    Maesselam, Maeddua..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üstadın ifadesiyle oluşturduğun o güzel yorumun için teşekkür ediyorum..

      Sil
  4. cheveneburebi12 Ekim 2012 12:18

    Bismillah ile,
    Vakt-i Cuma hayrola. Sayfada okunanların oluşturduğu algı üstadın sözlerini birden hatırlattı bana. Bu hatırlatma yoruma dönüştü. Vardır muhakkak bir hikmeti. Ben ki buranın yolunu bilen biri değilim. Hasbelkader yolum düşmüş. Düştüğü gibi okumuşum. Okuduğum gibi akla ve kalbe bu yazı düşürülmüş. Düşürüldüğü gibi paylaşılmış. Yazan üstad, aktaran aciz-i mutlak.. Ama sözü yazdıran hakim-i mutlak.
    Ruhunuz ve kalbiniz hiçbir malayani ve fanide boğulmasın duasıyla..
    Vesselam, Veddua..

    YanıtlaSil
  5. cheveneburebi13 Ekim 2012 10:31

    :)
    rica ederim..
    Vesselam, Veddua..

    YanıtlaSil
  6. cheveneburebi15 Ekim 2012 12:45

    Dün akşam dinlediğim bir programda cümleler vardı derinlemesine düşünülesi. Asrın insanına ''kalbi dağınık ve zihni kirli'' nitelemesi vardı. Düşündüm. Cidden uzun zamandır daha net bir tanım duymamıştım. Bundan uzun zamandır birşey okumadığım ya da dinlemediğim anlamı da çıkabilir :) Ve tekrar avdet-i saded yapacak olursak. Kalpler dağınık, zihinler kirli. İmanın merkezi dağılırsa herşey dağılır. Kullar eşyada boğulmuş. Eşya çeşit çeşit. Kimisine yazlık, kimisine para, kimisine koltuk, kimisine bir fani.. Sonra düşündüm; ruh hastalıkları kavramını. Bir baktım ki ruh hastalığı yok aslında. Önce kalp hastalanıyor. Kalp nasılsa ruh o hale bürünüyor. Kalp hastalıklarının en şiddetlisi kalbi baki-i hakiki olandan fani herşeye çevirmek ve bağlamak. Sonra gelsin ruh hastalıkları. Kalp ruhun efendisi, ruh bedenin patronu. Ve hepsinin sahibi olanın hepsine yüklediği görevler var.
    Kalbe dair düşündüm. Nedir şekil veren diye. Kalp göz ve kulaktan girenlerle dolan bir kap. İşittiğimiz ve baktığımızla şekil alıyor. Ne dinliyorsak, ne izliyorsak o oluyoruz. Kalp ne oluyorsa hayat o oluyor. Hayat ne olursa ahiret o oluyor. ''Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolursunuz'' ikazı geliyor zihne. Ve kalp, göz, kulak ilişkisi Bakara suresinde ''Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır'' mealindeki 7. ayetle ortaya konuyor. Çünki göz, kulak ve kalp üçgeni söz'e de yansıyor. İnsan kalp, göz ve kulağıyla neye dönükse kelam ve kalem ona dönüyor. Sanırım bu açıdan üstad ''Bir'i söyle, O'na ait olmayan sözler, malayani sayılabilir..'' uyarısını yapıyor.
    Dağınık kalpler kalbin asıl sahibinden kopar. Dağınık zihinler sağlıklı düşünemez hale gelir. Şahit olduğumuz ve bizimle ilgisi olmayan olaylar bile bakışımızı daraltır.
    Söz çok, vakit yok :)
    Şimdi diyeceksiniz ki ''sen ne diyorsun kardeşim. durduk yerde neden bunları yazıyorsun. geçen gün geldin yorum yaptın teşekkürünü aldın abartma'' :))
    Bu ihtimale karşı derim ki; ''Yazdıran vardır herşeyi bilen. Muhakkak hikmeti vardır ki yol buraya düştü''
    Yok eğer yukarıdaki sözleri kullnmayacaksanız.. Neyse, kullansanızda kullanmasanız da yazılası var muhakkak.
    Hak helal edile..
    Veddua..

    YanıtlaSil
  7. öyle mahcubumki kendime...ben bunu ancak böye anlatabilrdim muhtemelen..ne güzelll ve ne kadar hüzünlü ..

    YanıtlaSil
  8. çok iyiymiş çok beğendim tebrik ederim, hatuna yazsam bunu gözleri dolardı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hatuna yazma sende ağlatma boşuna:)

      Sil

Biliyorsun değil mi, ne diyeceğini ne kadar merak ettiğimi? =)